Posts

Showing posts with the label Turkish

Tepe

Emin durup sırtında taşıdığı odun parçalarını yere koydu ve kasabanın ucundaki tepeye doğru baktı. Arkadan gelen arkadaşı Emin'in yanında durdu ve,  -Ne oldu, neden durdun? -Sanki bir ışık gördüm.  Arkadaşı Emin'in baktığı yöne doğru baktı ve, -Nerede, tepede mi?   -Evet.   -Emin misin? Oraya kimse çıkmaz ki.   Emin bir süre daha tepeye baktıktan sonra,  -Bilmem, belki de yanlış görmüşümdür. Neyse, hadi şu odunları kasabaya götürelim de biraz ısınalım, bu akşam hava çok soğuk.  Böylelikle, yağan karın da etkisiyle yerdeki karların içinde kaybolmaya başlayan odun parçalarını tekrar sırtlarına yükleyip kasabanın yolunu tuttular.   ----------------------------------- Yine bir akşam üzeri, Emin ve arkadaşı topladıkları odunlarla kasabaya dönerlerken, Emin aynı yerde durdu. Arkadaşı,  -Yine mi ışık?   -Hayır, duymuyor musun?   -Neyi?   -Kahkahalar...   -Ben rüzgardan başka bir şey duymuyo...

Saçma

En son ne zaman pikniğe gittiğimi hatırlamıyorum. "Piknik" kelimesini de sevmiyorum nedense. Japonya'da Morinaga'nın "Piknik" marka içecekleri var, üzerinde aynı böyle yazıyor. Ama Türkiye'yle bir alakası yok. "Picnic" yerine "Piknik" yazınca insan öyle düşünüyor. Saçma değil mi? Markette her görüşümde "neden!" diyorum kendime. Her neyse, sevmesem de, piknik diyordum. Ateş yakmayı özledim. Çocukken yanan ateşe uzun bir sopa iliştirip, alev alınca alıp sallardık. Semaveri ben yakardım. Yakarken alevlere üflemekten is kokardı üstüm başım. Değerdi tabi. Ne zamandır semaver çayı da içmedim. Bazen, ilk fırsatta bir semaver yapalım diyorum; sonra, boşver hafızamdaki tadı güzel, öyle kalsın diyorum. Geçenlerde çocukken izlediğimiz Pokemon'un birkaç bölümünü izleme hatasını yaptım ve Pokemon'la ilgili bütün güzel anılarımı mahvettim, ben bu basit çizgi film için mi deli oluyormuşum... Abartmamak lazım tabi, her şeyi anılarda...

Mandalina Ağacı

Image
Köyün eteklerinde, kimsenin ulaşamadığı bir yamacın tepesinde bir mandalina ağacı varmış. Bu ağacın meyveleri gören herkesi büyülermiş. Ama meyvelere ulaşamadıkları için, kimse toplayamazmış. Rüzgâr eser, yağmur yağar, meyvelerden bazıları mevsim sonunda yamaçtan aşağı yuvarlanırmış. Köylüler de bu çürümeye yüz tutmuş meyveleri toplarmış ancak. Bir gün, köylülerden biri yamaca tırmanmayı başarmış ve topladığı meyveler dertlilere deva, hastalara şifa olmuş. Meyveler o kadar lezzetliymiş ki, köyde 40 gün 40 gece şenlik yapılmış. Bu sırada köyden geçmekte olan bir tüccar meyvelerden birini yanında şehre götürmüş. Pazar yerinde tezgâhını açmış ve başlamış meyveyi övmeye. Dertlilere deva, hastalara şifa, baldan tatlı bir meyve satılıyor diye kulaktan kulağa yayılmış ve en son kralın kulağına gitmiş. Kral: “Hemen o meyveyi alın ve tüccarı da getirin!” diye saray muhafızlarına emir vermiş. Kısa bir süre sonra tüccar ve meyve kralın huzuruna getirilmiş. Meyveyi gören k...

Dağ - Taş

Image
Seyyahın dağın eteklerindeki köye uğramasının üzerinden yedi yıl geçer. Köyün misafir odasında, şöminede yanan çam odunlarının çıtırtısı eşliğinde anlattığı hikaye köyün kaderini değiştirir. Gecenin karanlığında cübbesinden tüm köylüleri büyüleyen o parlak taşı çıkarıp dağın zirvesine işaret ettiği o uğursuz gece...  O geceden sonra köylüler dağa tırmanmanın hayaliyle yanıp tutuşur. Bir çoğu dener, ancak başaramayıp geri dönerler. Bazılarından bir daha haber alınamaz. Tarlaları yabani otlar kaplar.  Köylüler dağa tırmanmaya çalıştıkça otlar daha da büyür. Otlar büyüdükçe, zirvedeki parlak taşlara daha büyük bir tutkuyla bağlanır köylüler.   Köyün gençleri baharda dağa tırmanmak için sözleşir. Bu cılız koyunların, sarmaşık kaplamış duvarların arasında hayat yoktur onlara. Ne olursa olsun dağa tırmanacak, zirvedeki taşlarla şehirde krallar gibi yaşayacaklardır. Böylece hazırlıklara başlarlar. Her sabah saatlerce koşarlar. Ormanda çam ağaçları kesip taşırlar. Zorlu tır...

Gece 2

Image
Gece 2'de gelir, gün doğana kadar kalırlar. Uyuyana ilişmez, ayakta olana musallat olurlar. Kimse ne olduklarını, neye benzediklerini bilmez. Gören aklını yitirmiştir, anlatamaz.  Hap'ın bulunmasıyla her şey değişir. Yeni doğmuş bebekten en yaşlısına kadar herkesin hiçbir yan etki olmadan kullanabileceği, kullanır kullanmaz uyutan ve ancak deriye değen güneş ışığı ile etkisini kaybeden, böylece gece uyanmayı tamamen engelleyen devrim niteliğinde bir hap. Hap'tan önce gece 2 olduğu halde hala uyuyamayan ya da gece yarısı uyanan herkes "Onlar"la karşılaşır ve akıllarını kaybeder. Sabah olunca yakınları boşluğa bakarken bulur bu talihsizleri. O günden sonra da tek kelime etmezler. Yüzlerinde değişmeyen bir dehşet ifadesi... Hap'ın hiçbir yan etkisi olmadığı doğru değil. Uzun süre kullananlar hayal güçlerini kaybetmeye başlar. Hap'tan 10 yıl sonra sanat biter. Ressamlar, müzisyenler takım elbise giyerler, bond çantalarıyla sabah metrosunda yerlerini alırlar. ...

Aralıklı Tekrar Sistemi (Spaced Repetition System) ve Anki

Image
Bloga verdiğim uzun bir aradan sonra bir tanıtım yazısıyla karşınızdayım. Bu yazı hem yazageldiğim konulardan farklı olması, hem de Türkçe olması sebebiyle bu blogun formatından ayrışıyor. Ancak, bloga başlarken belirlediğim hedefe ulaştığım için bir mahzur görmüyorum. Bu yazıyı özelde YLSY bursiyeri olup ömür boyu öğrenme yoluna girmiş meslektaşlarım, ve Tıpta Uzmanlık Sınavına hazırlanan arkadaşım Seyfullah adına (kendisine çok faydalı olacak bu sistemi kullanmaya ısrarlarıma rağmen başlamadığı için, belki bu atıf vesilesiyle başlar umuduyla), genelde de bir şeyler öğrenmeye çalışan herkes adına yazıyorum. Yazının temel konusu ‘nasıl daha etkili öğrenebiliriz’. Kısaca iki şeyden bahsedeceğim: Aralıklı Tekrar Sistemi (Spaced Repetition System) ve bu sistemi uygulayan Anki uygulaması. Yukarıdaki eğrinin farklı sürümleri var, ama hepsinin söylediği şey aynı: tekrar etmediğimiz, kullanmadığımız bilgiyi unutuyoruz. Yeni öğrendiğimiz bir bilgiyi yaklaşık 7 gün hiç tekrar etmezsek t...